Buldan: İmralı’nın kapısında koca bir kilit varken, barış ve müzakere süreci asla başlayamaz

Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan, İzmir İl Kongremizde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Buldan şöyle konuştu:

İzmir il örgütünün tam da bu dönemde olağanüstü koşulların yaşandığı bu süreçte kongre gerçekleştirmesinin barışa ve özgürlüklere vesile olmasını temenni ediyorum. Böylesi bir ortamda sizlerle birlikte olmanın onurunu yaşıyorum. 

Sözlerime 3 gün önce tutuklanan MYK üyemiz sevgili Mahfuz Güleryüz ve PM Üyemiz Güler Bilici şahsında tutuklanan tüm yoldaşlarıma sevgilerimi göndererek başlamak istiyorum. Tüm yoldaşlarımız bir an önce özgürlüklerine kavuşmalı. 

Siz tutukladıkça biz çoğalacağız

Seçim dönemlerinde partimize dönük yoğun baskıların olduğu bir süreci yaşıyoruz. Her sabah birkaç ilimizden gözaltı haberleriyle uyanıyoruz. Ancak bizler tutuklandıkça çoğalan, öldürüldükçe büyüyen bir halkın geleneğinden geliyoruz. Asla tükenmeyeceğiz, bitmeyeceğiz. Siz tutukladıkça biz çoğalacağız, siz öldürdükçe büyüyeceğiz, siz bizi baskı altına aldıkça biz mücadelemizi büyüteceğiz. 7 Haziran’da, 1 Kasım’da, 24 Haziran’da başaramadılar, şimdi yine başaramayacaklar. 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde HDP’nin iradesi her yere yansıyacak. Her yerde kazanacağız, her yerde başaracağız. 

Başaramadıklarını biliyorlar

Bizler adaleti ve hukuku olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Bizler sesini çıkaran herkesi ezmeye çalışan bir zihniyete karşı mücadele veriyoruz. Ancak bu ülkeyi yönetenler Türkiye toplumunu, her kesimi kendi tahakkümü altına almaya çalışıyor, bu zihniyeti, bu ülkeye hakim kılmaya çalışıyor. Bunu başaramadıklarını kendileri de bilmelerine rağmen yok saymaya, imha etmeye ve baskıcı zihniyeti Türkiye’nin her yerine yaymaya çalışıyorlar. 

“Yaşasın halkların kardeşliği” sloganı en çok İzmir’e yakışıyor

Bu salondaki görüntü herkese örnek olmalıdır. “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganının en güzel bu kentte, İzmir’de söylendiğini hepimiz biliyoruz. Kürtlerle Türklerin, gençlerle kadınların, Ermenilerle Süryanilerin bir arada yaşadığı gibi, HDP’nin renkleri dediğimiz o fikriyat bugün bu salonda bir kez daha açığa çıkmıştır. Bu görüntü önemlidir. Çünkü halkları birbirinden ayrıştırmaya ve kutuplaştırmaya çalışan bir zihniyetle mücadele ediyoruz. Onlar Türkiye halklarıyla Kürt halkının yan yana gelmesinden korkuyorlar. Gençlerden ve kadınlardan korkuyorlar. İşte bunun için her gün partimize yönelik tutuklama, şiddet ve baskı politikalarını yayarak hayatımıza sokuyorlar. 

HDP ile demokrasi, barış, özgürlükler gelecek

Halkları ayrıştırırken, insanları birbirlerinin yüzüne bakamaz hale getirmeye çalışıyorlar. Kürtlerin Türklere, Alevilerin Sünnilere bakamadığı, birbirinden nefret ettikleri bir ülke yaratmaya çalışıyorlar. Ancak halkların bir arada, eşit ve özgürce yaşaması HDP fikriyatının önceliğidir. Bu ülkeye HDP ile demokrasi, barış ve özgürlükler gelecek. Bugün bu kadar baskı altında olmamız, bu kadar sindirme ve kriminalize etme yöntemleriyle karşılaşmamız bunun bir göstergesidir. Fakat 7 Haziran’daki, 1 Kasım’daki, 24 Haziran’daki başarımızı bundan sonra daha fazla güçlenerek, daha fazla bir araya gelerek büyütmek bizlerin görevidir. 

Bir araya gelmenin yöntemlerini bulmalı ve bu sisteme karşı cevap olmalıyız

Bugün iktidarın yaptıkları saymakla bitmez. Bu ülke iş cinayetlerinin, kadın cinayetlerinin, çocuk istismarının, emek sömürüsünün, doğa talanının yaşandığı bir ülke oldu. AKP’nin bu ülkeye reva gördüğü yaşamın adı bu. Biz hiçbir insanımızın kılına bile zarar gelmemesi ve herkesin özgürce yaşayacağı zemini yaratma imkanına sahibiz. Sadece seçim zamanlarında değil, her zaman mücadele zeminlerini büyüterek hayata geçirmeliyiz. Kadın arkadaşlarımızın 25 Kasımlarda sokaklarda bir araya gelmesi ne kadar önemliyse, Türkiye halklarının Newroz alanlarında bir araya gelmesi de o kadar önemlidir. Bizlere yapılan her türlü baskıda bir araya gelmenin yol ve yöntemlerini hep birlikte bulmalı ve bu sisteme karşı cevap olmalıyız. 

Leyla Güven’in talebi milyonların talebidir 

Bugün sevgili Leyla Güven’in başlattığı açlık grevinin 25’inci günü. Sevgili Leyla Güven’e sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Onun eylemini buradan sahiplendiğimizi belirtmek istiyorum. Halkların barışı için başlattığı bu direnişi selamlamak istiyorum. Leyla Güven’in grevi kendisi için değildir. Bir halkın barışına, demokrasisine, özgürlüğüne her zaman katkı sunmuş olan ancak 3 buçuk yıldır kendisinden haber alınamayan, tecrit içinde tecride maruz bırakılan Sayın Öcalan’a ilişkindir. Bu talep, milyonların talebidir.

İmralı’nın kapısında koca bir kilit varken, barış ve müzakere süreci asla başlayamaz

Bugün İmralı Cezaevi’nde Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit aynı zamanda Türkiye halklarına uygulanmaktadır. Ülkenin içinde bulunduğu kaos Sayın Öcalan’a uygulanan tecritle başlamıştır. Bu ülkede barış ve müzakere süreci yaşanırken, o sürecin bu ülkenin geleceğine, yarınlarına ne kadar büyük katkı sunduğunu gördük. O 3 yıl içinde İzmir başta olmak üzere, bu ülkede yaşayan herkes bu ülkede bir umut olduğunu, bu ülkenin geleceğine güvenle baktığını gördü. Bu ülkeye cenazeler gelmedi. Bu süreçle birlikte Türkiye’nin hiçbir yerinde hiçbir insan yaşamını yitirmedi, annelerimiz ağlamadı. Yaptığımız iş çok onurlu bir işti. Bizi postacılıkla suçlayanlara şunu söyledik: “Bu görevi bize bir daha versinler, bir daha gideriz, insanların yaşamını yitirmemesi için görev almaya hazırız.” Ama bu süreci bitirenler bugün insanların kafasında farklı bir algı oluşturmaya çalışıyor. Oslo’da yeni bir sürecin başladığı algısını oluşturmaya çalışanlar şunu bilsinler ki İmralı’nın kapısında koca bir kilit varken, barış ve müzakere süreci asla başlayamaz. Cezaevlerinde siyasi rehineler varken böyle bir sürecin başlamasının imkanı yoktur. 

AKP ile müzakere değil mücadele etmek için yola çıktık

Biz AKP ile müzakere değil mücadele etmek için yola çıktık. Bu mücadelemizi de kazanana kadar sürdüreceğiz. Tecrit bir insanlık suçudur. Tecritle birlikte ülkenin çatışmalı bir sürece girmesinin bu ülkeye hiçbir faydası yoktur. Bir kez daha hükümeti ve devleti sorumluluğa davet ediyoruz. Leyla Güven şahsında başlatılan açlık grevinin dikkate alınması, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve ülkenin geleceğe umutla bakacağı yeni bir sürecin başlaması gerekiyor. 

Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakacaksınız! 

Sevgili Selahattin Demirtaş ile ilgili AİHM kararını başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, hükümet yetkililerinin tanımayacağına dair izlenimler var. AİHM kararı siyasi bir karar değildir, hukuki bir karardır. Bugün Cumhurbaşkanı, AİHM kararını siyasi bir karar olarak gördüğünü söylüyor ama bizim tüm yoldaşlarımız siyasi bir kararla tutuklandılar. Tam da bu dönemde AİHM kararının tanınmaması bize yargının bağımsız olmadığını gösteriyor. Eğer yargı bağımsız olsaydı bugün Selahattin Demirtaş serbest kalırdı. Sadece Selahattin Demirtaş değil, kararın emsal teşkil etmesinden dolayı tüm tutuklu yoldaşlarımızın serbest kalması gerekir. Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde kaldığı her an yeni bir hukuksuzluktur. Bu hukuksuzluğun altına Saray’a bağlı yargıçlar imza atmaktadır. Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakacaksınız. AİHM kararını dikkate almak zorundasınız. AİHM kararı sadece AİHM’in kararı değildir. Türkiye’de milyonların talebidir. 

Seçimler yaklaştığı için Demirtaş’ı rehin tutuyorlar

Zaman kazanmaya çalışıyorlar biliyoruz, seçimler var onun için sevgili Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakmıyorlar. Bunu da biliyoruz. Zannediyorlar ki 31 Mart’ta sandığa giden her insan Selahattin Demirtaş’ı Figen Yüksekdağ’i unutacak. Oysa seçim sandıklarında insanlar size öyle bir ders verecek ki yaptığınız hukuksuzlukların hesabını sandıkta göreceksiniz. Bugün yapılan haksızlık ve hukuksuzlukların, sevgili Selahattin Demirtaş kararının uygulanmamasının, AKP’nin zihniyetinin, adaletin ve barışın önüne geçmek adına yapıldığını biliyoruz. 

Halkın önüne çıkaracakları yeni bir profil yok

Şimdi önümüzde yerel seçimler var. Yerel seçimlerin Türkiye’nin her yerinde tarihi bir fırsat olarak ele alınması gerektiğini belirtmek isterim. Kürdistan’da çıkardıkları adaylara bakın; kayyumlar, eski bakanlar, vali yardımcıları vs. Halkın önüne çıkaracakları yeni bir profil yok. Halkın iradesine saygısızlık yapan, halkın değerlerine hakaret eden o kayyumları tek tek Ankara’ya göndereceğiz. Diyarbakır kayyumunu, Hakkari kayyumunu, Bitlis kayyumunu, Batman kayyumunu Ankara’ya göndermenin yolu seçimlerde başarılı olmaktır. Tabi ki sadece Kürdistan’da değil bugün Türkiye’nin her kenti bizim için kayyum atanmış gibidir. Her yeri kazanmak gibi bir hedefimiz var. 

Zeybekçi’nin cinsiyetçi ifadesine kadınlar cevap verecek

Ege Bölgesi’nde İzmir’in de yeri, önemi bizim için çok büyüktür. AKP’nin aday gösterdiği eski bakan, aday gösterildiği anda İzmir için şunu söyledi: “Mahallenin güzel kızını kim kabul etmez.” Bu cinsiyetçi yaklaşımı asa kabul etmiyoruz, kadın arkadaşlarımız sandıkta bunun hesabını soracak. Bu söylemin üzerine tüm kadınların ortak bir tavırla bu adaya iyi bir cevap vereceğine inanıyorum. 

İzmir’de ortak bir aday çıkarmanın yöntemlerini arıyoruz

İzmir’de HDP olarak ortak bir aday çıkarmanın yöntemlerini arıyoruz. Bir güç birliğine ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Ama bunu demokratik ilkelerimizden vazgeçmeden, herkesin istediği, benimsediği, “ortak adayımdır” dediği kişiyi hep birlikte bulacağız. Bunu başarabilirsek AKP-MHP faşist zihniyetini bu güç birliğiyle devireceğiz. Güç birliğiyle İzmir’de de İzmir halkının istediği bir adayla seçim yarışına gireceğiz. 

Türkiye’nin bütün coğrafyalarında böylesi bir güç birliğini hayata geçirebilirsek önümüzdeki yılları AKP-MHP faşizminin olmadığı, özgür, demokratik ve eşitlikçi bir anlayışla halkımızın önüne çıkmaya adayız. 

Bir referandum niteliğindeki bu seçimlerde, herkesin bir seferberlik ruhu ile çalışması çok önemli. Gece gündüz demeden her insanımızın elini tutarak, yüreğine dokunarak başaracağız. Böylesi bir sorumlulukla bu sürecin üstesinden geleceğiz. 

 

2 Aralık 2018

Etiketler: #pervin buldan